Hafriyat Sanat Grubu kent kültürü üzerine kurduğu yaklaşımını birbirinin peşi sıra açtığı sergilerle pekiştirmiş, bağımsız, sivil bir sanat hareketidir. Türkiye sanat camiası içerisinde otonomisini üst bir kurumsal mevkiden almamıştır. Aksine, bu camia sisteminin dışından gelen dinamik yapısının ve ortaya koyduğu sergilerin devamlılığının doğal bir neticesi olarak kazanılmış,vücut bulmuş bir özerklik alanıdır. Hafriyat, kaldırımda biten dikendir.
Hafriyat, içinde fikirlerin vücut bulduğu bedendir. Bu beden üçgen vücudu idealize edilmiş bir teklik değil, soluyan, eğlenen, tepki veren, üreten, hayat dolu, çok oluşlu bir organizmadır. Kendi kendini kurate eden nadir çağdaş sanat hareketlerindendir.
Hafriyat Sanat Grubu kaçınılmaz gördüğü imgeyi, bireysel veya kolektif bellekten kaynaklanan bir çevresellik üzerine yapılandırmış, mahalli diyebileceğimiz sanat tavrını, evrensel aklın ve dolayısıyla da sanatın bir olduğu, –öyle olması gerektiği– saptamasının dışında kavramıştır ve kavramlaştırmıştır. Evrensellik kavramından kastın ise, Batı merkezci dünya görüşü olduğu üzerine odaklanmıştır.
Hafriyat, buluş yerine keşfi önermiştir. Böylece “yeni olma” takıntısından kurtulmuş, orijinallik ve egzotiklik mezhebinin dışında kalmıştır. Dışlanana değer vermiş, emeğe saygı duymuş, tüketilenin ve atık olanın yeniden üretimini gerçekleştirmiştir.
Kenti doğa dışı, modern bir mekân olarak kavrayan Hafriyat’ın kente bakışı, özel olarak İstanbul’a yönelmiş olsa da, mekân vasıtasıyla modernizmin yaşam ve kültür üzerindeki etkilerini merakla gözlemlemektedir: Çağdaş kentleri, yaşanan ve yaşanmak istenen, yaşanması teşvik edilen modellerin, hayallerin ve hayal kırıklıklarının üretildiği ve tüketildiği atmosfer halinde görmektedir. Çağdaş hayatın vazgeçilmezi teknolojinin dinamiği olduğu “iletişim çağı-küresel dünya” modelinin getirdiklerine kuşku, götürdüklerine endişe ile bakmaktadır. Anlara parçalanmış, eşzamanlı çokmekânlılıkları, kısacası sanal ortamları, kente dair yaşam standardının imalatı bir bütün, küresel anlamda sanatın da, politika gibi haliyle içinde olduğu, yapay, aslına yabancılaşmış “Kültürel Doğa” olarak tarif etmektedir.
Bu ortam içerisinde dünyanın kavranış modellerine ilgiyle yaklaşır. Bunların arasında, standartlaştırdığı için tekdüze kılan formal düşüncelere ve ayrıştırdığı için ötekileştiren düşüncelere, diğerine tahammül gösteremeyen tüm düşüncelere bir mesafede durmaktadır. Kimliğin, ayrıştıran, farklı yapısının, mönü “specialitesi” için değil, kendisi olduğu için kimlik olduğuna inanır. Kendini, ötekisini araç kullanarak tanımlamaz.
Kişisel tavırların da haklılık taşıyan merkez dışı politik duruşlar olduğunun bilincindedir. Bireysel kavrayışın ise zaten bir çevre, imge ve göstergeler çözümlemesinden oluştuğunu kabullenir. Coğrafyaya duyulan ilginin arkasında aidiyet duygusundan çok, “hayatta kalmak” fikri, güdüsü olduğunu bilir.
Burnumuzun dibinde paylaşım savaşları yüzyıldan fazladır süregelmektedir. Bu coğrafyaya, Ortadoğu ve Balkanlar’a yazılan tarih hatalı imalattır. Doğu’nun tarihi oryantalistlerce yazılmıştır, coğrafyası ise hâlâ cetvellerle çizilmektedir.
Aynı cetveller, insanlık için ortak yaşam alanları, eşyalar ve nesneler de çizmiştir. Algı psikolojisinin, insan ergonomisi gerekleri ile birleştirilmesinin ardından, yaşamsal nesnelerin nasıl bir standarda oturtulması gerektiği de evrensel ölçekte belirlenmiştir. Sandalye tasarlayan Bauhaus tasarımcıları, önce Nazilerin, sonra da Soğuk Savaşın silahlarını tasarlamadılar mı acaba?
Modern Ütopya ideal dünya modelleri önerdiğinde, tüm insanlık için eşit bir bolluklar ülkesi vaat etmiyor muydu? Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkelerinin evrensel beyannamelere yazılmasına eşlik eden coşkunun torunu, bugün, yalan olduğu aşikâr olan, şu saçma “Hür Dünya” modeli değil midir?
Yoksa siz Berlin’de yıkılan Duvar’ın Hollywood versiyonlarına inanıyor da, Soğuk Savaşın “Yeşil Kuşak” teorisinin kalıntısı Filistin’deki şu duvarın, imalat hatası abidesi olduğunu görmezden mi geliyorsunuz?
Allah aşkına bu Duvar ne zaman yıkılacak?
İmalat hatası, üretimin değer olduğu bir toplumda veya kültürde bir felakettir. Üretim ne kadar yüceltiliyorsa, onun hatalı oluşu da o kadar kötü karşılanır. Sadece satan değil, onu yapan usta da kendine kızar. Ürün iyi olduğunda usta becerisinden ve işçiliğinden gururlanır. Saygı görür.
Kendi biçimlerini sanayiye eviremeyen her kültür, kendi atasının imzalarında hatalar arar. Geleneksel biçimlerin seri imalatını sağlayamayan kültürler, başka kültürün nesnelerinin, dolayısıyla yaşam modellerinin tüketicisi olur. Kendi mükemmelini yitirir. Gelenekteki süreklilik kaybolur. Eşya ile ilişki değişir, bozulur.
Evrensel modelin yerel gereksinmeleri karşılamamasından, ya da pahalı oluşundan ötürü, gündelik ihtiyaçların karşılanması için nesnelerin işlevlerinin değiştirildiği, yeniden kullanıma sokuldukları, pratik çözümlemelere dayanan standart dışı, özgün tasarımlar, bizzat kullanıcıları tarafından geliştirilmektedir.
Teknoloji alınıp satılan, pazarlanan değer olduğundan beri, bilgi metalaşmıştır.
Pahalı markalar, ürettikleri eşyalar aracılığıyla dünyaya mükemmel yaşamın arzu nesnelerini sunmakta, benimsenmesi gereken steril yaşam modellerini yaratmaktadırlar. İmalat hatasının bu markalarda mümkün olmadığı iddia edilir. Şiar mükemmelliktir. Hata bundan böyle kişisel değil, teknolojiktir. Ferrari’ye LPG tüpü takamazsınız. Hata sistem için yıkıcıdır. Şirket hata yapamaz, yaparsa batar. Bu yüzden hata olduğunda, soyut kişilik –Şirket– yaptığı hatayı kişileştirmeye çalışır.
Hafriyat, imalat hatasının istisnai oluşundan sinsice hazlar almaktadır.
Üretimin pazarlanma süreci, şıklığı ve cazibesi ile yaşam modellerini inşa etmekte, nesneyi bir imtiyaz aracı olarak yüceltmektedir. Bazı şeylerin üreticisi değil, tüketicisi olmak saygıdeğer olmuştur. Kişi neyi, ne kadar tükettiği ile statü kazanır.
Nesneler, yaşam modelleri, onlara ataçlı sanat kuramları, hazlar ve zevkler ile birlikte tüketim için ithal edilmektedir
Tüketimin değer olduğu bir kültürde kimse yaptığından gurur duymaz. Yaptığının karşılığında elde edeceklerini, tüketeceklerini hayal eder. Tüketim yüceltilmiştir. Hata istisnai değildir, çünkü “şey” artık fayda sağlamıyorsa, atılır. Dayanıklı tüketim malları bile dayanıksızlıkları için üretilir. Yeni model arşivdedir zaten. Etraf, hatalı olduğu biline biline, tüketilmesi daha ucuza mal olan, ideallerin kopyası kötü taklit ürünler ile doludur. Fayda, günü kurtarma düşüncesi ile geçiştirilmektedir.
Amacı hayatı kolaylaştırmak olan hiçbir ürünün fena olduğunu söyleyemeyiz, ama bunun paylaşımını adilane sağlamıyorsanız, bunun size hayatınızı zorlaştıran bir etken olarak geri dönmesine engel olamazsınız. Sizin olmasa bile, bir cep telefonunun pili, yanınızdan geçerken patlayacak potansiyel bir bombadır. Korkudan, duvarlar inşa ederek kaçamazsınız. Eşitsizlikleri düzenlemek, gidermek, Modern Ütopya’nın temel ilkelerinden olması gerekirken, yolunu şaşırmış, askıdaki bir ilke olarak iğreti kalmıştır. Siz dünyadaki şu kadar hammaddeyi, değerli madeni ülkenizde toplayarak, enerji kaynaklarını işgaller ile yüzyıllarca kontrol ederek yarattığınız görece yüksek yaşam seviyesinin ayrıcalığını, üstün bir hür medeniyet sıfatını bahane edip kendinizi aklayamazsınız. Dünya sathında paylaşım adaleti sağlanmalı, bedeli dünyayı öldürmek olan üretim çılgınlığına son verilmelidir. Dünyanın batışı imalat hatasından olacaktır.
Dünyanın sonu, İmalat Hatası’dır. Kıyameti cennet gibi bekleyen nice kavimler, nice düşünce akımları vardır. Dünyanın sonunu amaç etmiş nice güçler bugün aktiftirler. Bir insan düşünün ki kıyamet gününün kendi hayatında gerçekleşeceğine inansın. Bu trajik durum cenneti yeryüzüne indirmek isteyen, ölümsüzlüğü bu dünyada yaşamak isteyen bencilliğin ifadesi olmasın.
Büyük Modern Ütopya, sanatla hayatı birleştirmeyi öneren vaatlerle geldi. Biçimsel dilinin içeriksizlik ilkesi, diğer kültürlerle kurulan etkileşimlerde, onların formlarını içeriksiz biçimsizlere dönüştürdü. Batı dışı kültürler ötekileştirilip açıkhava laboratuvarlarında kobaylaştırıldı, nesneleştirildi. Kültürler “gelişen” ve “gelişmekte olan” diye kategorize edildi, sınıflandırıldı. Modern’in kocaman vaatleri, aksaklıkların giderilmesi kisvesinde, gücün paylaşım savaşlarını perdeledi. Küresel dünyada bir yandan hammadde savaşları süregiderken, yeni pazar savaşları da gündemde. Aşırı üretim çılgınlığı, diğer kültürleri tüketici toplum kimliğiyle görmeyi tercih ediyor. Tüketimi evrensel zaruret kılıyor. Ne kadar tüketirsen o kadar Batılısın, o kadar da modern yani. Modern Ütopya Batılı toplumlara tartışmalı bir yaşam konforu sağlamışsa da, hatta imalat hatası tabirinin kendisi bile Batılı olsa da, bedelleri düşünüldüğünde Modern Ütopya hatalıdır. Sorumluluk payları yüksek de olsa, diğer kültürler –ötekiler, 3. Dünya– Modern Ütopya’nın imalat hatasıdır.
Hafriyat, Doğu ile Batı’nın buluştuğu yerde İstanbul’dadır. Bienal’e de o yüzden katıldı, duyanlara 3. Dünya, Büyük Modern Ütopya’nın imalat hatasıdır diyebilmek için. Ben bu hatanın mamulü, hatanın parçasıyım, demek için hatalı olmayı önerdi.
Seri imalatın mükemmel örneği, her biri diğerinin aynısı steril idealizasyon makinesi değilim.
Ufuk çizgimi değiştirebilme olasılığımın var olduğunu bilmenin keyfini çıkarıyorum.
Evet, ben bir imalat hatasıyım. Geleceğe model oluşturmak değil, günü kurtarmak istiyorum.
Kaç darbe tatmışım ben, nasıl bir imalat olmamı umut ederdiniz?
doktor Gürsoytrak
|