Asker Yollamayın!

Memed Erdener ile röportaj, Hayvan Aylık Paldır Kültür Dergisi, sayı:16, Eylül 2003

Hafriyat sanat grubunun lokomotifi,
Türk resminin son Venedik Bienali’ndeki gururu
.

Karikatür gibi adamlarla dolu, kocaman resimlerin ressamı Hakan Gürsoytrak’a sordum.
O da cevapladı.

1-Hakan ilk ne zaman “ben ressam olucam” dedin?
Siyasal da okuyordum. Az gelişmiş ülkelerin dış ticaret politikaları ile ilgili bir ödev yazmak için, aldığım kağıtlara resim yaptım. O zaman karar verdim, Akademiye girmeye ve ressam olmaya, yoksa, zaten resim yapıyordum. Ne gerek vardı ki, resim okumaya? Ama ressamlık ayni zamanda yasam tarzı da 80′li yıllar umudu kemirirken, hayatimin en keskin ve doğru kararını almışım.

2-Resim yapmak neye yarar? Akli basinda bir T.C. vatandasi niye resim yapar?
Çocukluğumun en ciddi oyuncağı resim yapmak oldu. Bu yüzden de, kendilerine ait bir uğrası olmayan insanlarla diyalog kurmakta zorlanıyorum, nereli olursa olsun. Ama T.C. sağolsun, kısacık hayatımda o kadar derin izler bıraktı ki; içe kapanarak resim yapmak, benim için zorunlu tercih oldu. Özerk olabildiğim tek zemin, tuvalin yüzeyi benim için ve tabi ki resim yapma ani. Resim emek işi. Kısa zamanda sonuç isteyen, köse dönücü, tüccar zihniyet egemen toplum düşüncesinde. Haliyle de, ressamlik da saçma bir is, is bile değil, hobi. Abi kaça satıyorsun? Ne kadar zamanda yaptın? Basit rant hesapları. Bi de kulak kesme hikayesi var. Sanatçılık hakikaten klişe bir iş, eee sanat piyasamız da bu klişeleri az kullanmadı, hani, anlaşılmazlık edebiyatı yaparak. Şimdilerde de mazagin oldu sanatçılık, bereket. Ressamlik yerinde ağır, meşakkatli iş. Bu kadar kimlik sorunu olan toplumda, daha çok ressam olmalı diyorum, ama!

3-İstanbul, Ankara, Eskişehir. üç şehri de tanıyorsun. Birbiriyle kıyaslar misin?
Beton ormanlar iste, ortak payda. Her yerde hafriyat var. İstanbul’un eline su dökemez hiç biri. Boğazin üstünün rant yapsın diye betonla kapatılamadığı için şanslıyız.

4-Hafriyat nedir? Ne yapar?
Abi, Hafriyat ayni dertlerden muzdarip ressamlarin, heykeltraşların bir araya geldiği özerk, sivil bir grup hareketidir. Bu grup olup, olmadık yerde sergi açar, katalog yapar, söyleşi düzenler. Sanatçıları davet eder, onların katkılarıyla da şenlenir. Hafriyat sokağa ve hayata bakarak, klişe resim konularının dışına çıkabildi. Resmin konusu ile yapma biçimi arasındaki tutucu duvarı çatlattı. Çevreye ve kişiye dair imgeleri, mahalli bir ilgiyle boyadı. Oto sansüre dur dedi. Sanat piyasasında, birilerine yanaşmadan sergi açılamayacağı tabusunu yıktı ve sanatçıların bir araya gelerek, ortak fikirlerle, neler yapabileceklerini gösterdi. Konulu ya da kavramlı(?) sergiler modasını başlattı. Ama, duur! Arkası da gelecek.

5-Memlekette resim piyasası nasıl?
Tutucu ve elitist. Batici hayranlık ve doğal sonucu özgüven yokluğu ileri safhada. Bu bir de cehaletle birleşince, yeşeren ne varsa, canına okuyan bir sisteme dönüşüveriyor. Üslupçuluk ticari teminat gibi sanki.Bir de “dışavurdumduymazcılık”. Görsel sanatlar için kafa patlatan kimselere acil ihtiyaç var. Sanatın teorisi, pratiginin çok altında bir seyir izlemekte.

6-O güzel resimlerinin fikirleri nerelerden çıkıyor?
Bildiğimiz şeyler iste, bence, Türkiye sanat yapmak için cevher niteliğinde. Sanat yapmak için nedenin varsa, neyi yapacağın, zaten arkasından kendiliğinden geliyor. Yıllardır gazete fotolarından yapıyorum resimleri, yani bir çeşit foto sentez olayı. Ot gibi yasamaktan, hızla tüketilen şeylerin, biraz daha iyi hazmedilmesi gerektiğini hatırlatmak için diyeyim.

7-Resmin içindeki karikatür. Karikatürdeki resim. Eski sınırlar kalktı mi?
O kalkmaz, gerekte yok, karikatürün karikatür olarak kalması, alt kültür beğenisindeki yerini koruması, yüksek sanatın içindeki varlığından daha önemli zaten. Günümüz sanatı her türlü görsel dili, kendi bünyesine çekme oburluğunda. Post modernde böyle bir şey zaten. Ben karikatür ve çizgi roman dillerini kullaniyorum, hatta, dozu iyice arttırdığım bir sergi bile tasarlıyorum. Leonardo’dan önce Turhan Selçuk’u ve Gırgır’ı tanıdım, na’pıyım! Çizgi romanla serpildim.

8-Hangi ressamlar iyi?
Çok iyi ressamlar var, kimi desem diğerine haksızlık olur. Ben zaten sevmişim resmi. Yalnız, şıklaşan resimler ile bir üslubun tekrarından öteye gitmeyen çalışmalarda ki, piyasacı, ticari yaklaşımlardan kıllanıyorum. Hayat şartları zor, ama, heyecan ezber üslupçuluğa dönüştümü hiç bir tadı kalmıyor doğrusu. Rafet Ekiz’i kaybettik pisi pisine. Samanlar gibi esriyerek, mistik yakinlik kuruyordu Anadolu toprağıyla. Sanatı gibi yasamı vardı, bu devirle uyumsuzluğu gönderdi onu toprağa.

9-Venedik Bienaline katildin? Nasıldı? Neler oldu?
Sağ olsunlar çağırdılar, bende gittim açtım sergimi. İyi de düşünmüşler, “el altından” pavyonu yakıştı bana. Ama İtalyanlar dağınık adamlar; iyiki yanımda çekiç, çivi götürmüşüm. Gene iyi başardılar, son anda tamamlanmamış bir sürü şey vardı. Resimlerimin oryantalist kalmasından endişe ediyordum. Bence, her Türkiyeli aydın da bunu kafaya takmalı. Ama, öyle olmadı. Kapitalist batı kültürü, kendisiyle hesaplaşmasını, katılan sanatçılar sayesinde, küresel boyuta taşıması, en azından sanat aracılığı ile bunu yapmayı denemesinin hoş olduğunu düşünüyorum.

9-Bienalle birlikte, Avrupa basınında da seni görmeye başladık. Resim maceran buyuyor. Ne dersin?
Bienalden, bienale kosan biri değilim. Yani, bienaller için sanat yapmıyorum. Bu yerel konuların hani, dünya sanatında nasıl bir yer  alıp almayacağını bilemem, henüz tecrübe ediyorum zaten. Buraların resmini, buralılar için yapıyorum, ama resmin batili dili, zaten evrensel de bir anlamda. Bu bienal sayesinde gördüm ki, benim gibi düşünen bir sürü sanatçı var. Dünya da kötü bir “geşiş dönemi” yasaniyor, daha kötüye doğru. Benim yaptığıma Türk sanatı da desen, dünyanın çoğu ülkesine “cuk” diye oturabilecek bir bakış olduğunu söyleyebilirim. Benzeri dertleri çekiyoruz. Esasında sorun neye baktığın ve nasıl aktardığın değil mi.

10-Peki resim yapmasan ne yapardın?
Çoluk çocuğa karışırdım. Ya da sebebini bilmediğim bir suçluluk duygusu yaşardım herhalde.

11-Hakan’ın 5 yıllık kalkınma planında ne proceler var?
Kapitalizmin gerçekliklerini kıllanarak gözlemeye devam edicez, hep birlikte. Devamlı çalışsam 2010 a kadar doluyum. Ama simdi sana laf yetiştiriyorum.

12-Başka bi şey diicen mi?
Yoktur. Zaten çok uzadı, bakalım nasıl sığıcak bu gevezelik kolonlara, sütunlara. hayırlı işler kolaay gelsin.